Kültür Seyahat

11 Şubat 2022

Dünyanın neresinde yaşarsanız yaşayın mutlaka gidip görmeniz gereken yerler vardır. Özellikle de o yerlerin tarihini, kültürünü, sanatını öğrenmek istiyorsanız yapmanız gereken ilk şey müzeleri gezmek olacaktır. Bu yazımızda sizinle hem ilginç hem de birbirinden değerli müzelere göz atacağız. İşte dünyadan ve Türkiye’den kısa bir müze turu, hadi gelin başlayalım.

Monologlar Müzesi, Balat

Burası alışkın olduğumuz müzeler gibi değil. İçine girdiğimizde bildik müzelerde olduğu gibi tarihi bir eseri, ünlü bir ressamın tablosunu görmüyoruz; farklı odalarda canlandırılan monolog tiyatro oyunlarını geziyoruz. Yani burası bir canlı müze desek yanlış olmaz. Balat’ta Mürselpaşa Caddesi üzerinde cumbalı, üç katlı eski bir binada sergilenen oyunları izlemeye gidebilirsiniz. Her odada oynanan 15 dakikalık monolog oyunların hepsi aynı anda başlar ve biter. Toplam 7 oyun var ve hepsi de dört kez baştan başlar. İçeri girdiğinizde bir saatlik sürenizde ister her oyunu gezerek azar azar izleyin isterseniz de 4 tanesini seçip baştan sona izleyin. Oyunların hepsi farklı konulara sahip ve farklı oyuncular tarafından canlandırılıyor. İşte siz de gezi rotanıza farklı bir şeyler eklemek istiyorsanız bu müzeyi mutlaka görmelisiniz. Odadan odaya gezinerek, yere oturarak veya duvara yaslanarak monologları izleyin. İyi seyirler… 

Saç Müzesi, Avanos

İsminden de anlayacağınız üzere burası saçların müzesi. 1998 yılında Guinness Rekorlar Kitabı’na giren Saç Müzesi, dünyanın en ilginç 15 müzesi listesinde 6. sırada yer alıyor. Bu garip müzenin hikâyesini öğrenmeye ne dersiniz? Aslında küçük bir aşk hikâyesi diyebiliriz. Avanoslu çömlek ustası Galip Körükçü, kayalardan oyulmuş ve birbiri içinde geçişli 500 m2’lik bir mağarada bulunan müzeyi başta bir çömlek dükkânı olarak açmış. Buraya gelen Fransız bir kadınla tanışıp onunla arkadaşlık etmiş. Fakat kadın 3 ay sonra Fransa’ya geri dönmek zorunda kalınca Galip Bey’e hatıra olsun diye saçından bir tutam keserek vermiş. Galip Bey de bu saç tutamını dükkânının duvarına asmış. Daha sonra dükkâna gelen diğer kadınlar da saçın hikâyesini öğrenince kendi saçlarından bir tutam bırakmaya başlamışlar. Böylelikle 1979’dan bu yana toplam 16.000 saç örneği birikmiş. Saç Müzesi’nin kurucusu Galip Körükçü her yıl bu saç demetlerinden 20 tanesini rastgele seçerek çekiliş yapıyor ve şanslı saç sahiplerini tekrar Kapadokya’ya davet ediyor. Bu kişilere çömlek yapmayı öğretiyor, onları vadide ata bindiriyor. Bu ilginç müzede Muazzez Ersoy, Pınar Aylin, Nurgül Yeşilçay, Selda Alkor ve İpek Tuzcuoğlu gibi ünlü isimlerin de saçları bulunuyor. Kapadokya’nın turizmine katkı sağlayan bu enteresan müzeye siz de uğrayıp belki saçınızdan bir tutam bırakmak istersiniz, ne dersiniz?

Görsel kaldırıldı.

Pompei Antik Kenti, İtalya  

Bir açık hava müzesi olan Pompei Antik Kenti, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. Bu antik Roma kenti Vezüv Yanardağı’nın eteğinde bulunuyordu. M.S. Ağustos 79 tarihinde bu yanardağ patladı ve tüm kent küller içinde kaldı. Patlama o kadar şiddetliydi ki 1945’te Japonya'daki Hiroşima’ya atılan atom bombasından 100,000 kat daha kuvvetliydi. Kentte yaşayan insanlar da bu güçlü patlama yüzünden aşırı ısınan havanın akciğerlerini yakması ve kaslarının kasılması sonucunda hızlı bir şekilde öldüler. Hatta öyle ki evlerindeki sıcaklık bile 300 derece santigrat üzerindeydi, saniyeler içinde ölmelerinin en büyük nedeni de buydu. Zavallı ve çaresiz insanlar birbirlerine ve eşyalarına sarılarak oracıkta can verdiler. İşte tarihte zamanla kaybolan bu şehir Samo Kanalı’nın inşaatıyla 1775’te yeniden keşfedildi. Giuseppe Fiorelli’nin geliştirdiği bir teknikle küller içinde kalan cesetler gün yüzüne çıkartıldı. Yer altındaki cesetlere alçı benzeri bir karışım dökülerek kalıp şeklinde çıkmaları sağlandı. Aralarında hayvan cesetleri de bulunan bu canlı kalıntıları müzede sergilenmek üzere incelemeye alındı. Yani kısaca, şehirde yaşayan insanların günahları sebebiyle Tanrı tarafından cezalandırıldıkları inanışı bu bilimsel bilgilerle doğruluğunu yitiriyor. Doğal afet sonucunda ortaya çıkan kalıntıları tüm ayrıntısıyla görmek ve gezmek istiyorsanız mutlaka Pompei Antik Kenti’ne gitmelisiniz. 

Görsel kaldırıldı.

Ulusal Mücevher Müzesi, Tahran

İran Merkez Bankası’na ait olan bu müzede sergilenen koleksiyonların birçoğu 1502-1736 yılları arasında hüküm sürmüş olan Safevi Hanedanlığı zamanlarından kalma. Buradaki mücevher koleksiyonu Safevi Hanedanı’nın Avrupa, Hindistan ve Osmanlı topraklarında yaptıkları savaş ve istilalar sonucu elde ettiği ganimetlerden oluşturulmuş. Müzede İran hanedanlarına ait, altın, gümüş ve değerli taşlarla işlenmiş taçlar, kılıçlar, takılar, çeşitli ev eşyaları, süs eşyaları, tahtlar, küre, mutfak eşyaları, incili perde süsleri sergileniyor. Mücevher uzmanlarının görüşüne göre burada bulunan mücevherler dünyada bulunan en değerli mücevherler. Düşünsenize, bu ganimetler yüzünden bir sürü savaş çıkmış ve insanlar birbirine girmiş. Uğruna nice kanların döküldüğü, çeşitli diplomatik oyunların döndürüldüğü bu mücevherleri İran “Ulusal Hazine” olarak bünyesine almış. Müzede Nadir Şah’ın Tahtı, Elmaslı Taç, Mücevherler Küresi, Tavus Kuşlu Taht, Derya-i Nur (Işığın Denizi) gibi çeşitli eserler bulunmakta. Siz de bu ışıltılı mücevherleri canlı gözlerle görmek isterseniz Tahran’a uğramalısınız. 

Görsel kaldırıldı.

Kötü Sanat Müzesi (The Museum Of Bad Art), Massachusetts

Her şey antika satıcısı Scott Wilson’un çöpte bulduğu bir tabloyu arkadaşlarına göstermesi sonucunda ortaya çıkmış. Kötü sanat fikri bu sayede oluşmuş ve bir müzeye dönüşmüş. Bu müzede kötü ve başarısız, göze güzel görünmeyen resimler sergileniyor. Eserler çöpten, oradan buradan toplanıyor. Hatta müze için gönderilen bazı eserler yeterince kötü olmadığı için kabul edilmiyormuş, siz düşünün. Fakat müzenin şöyle güzel bir özelliği var; çocukların çizdiği eserler koleksiyona kabul edilmiyor. Çocukları ‘kötü’ anlayışına katmamaları oldukça anlamlı. Sanatın güzel ve çirkin ayrımını burada ironik bir şekilde görebiliyorsunuz. Müzenin en dikkat çeken tablosu “Lucy in the Field with Flowers Scott” adlı tablo çünkü bu Scott’ın çöpte bulduğu tablonun ta kendisi. Ona bu yüzden Kötü Sanat Müzesi’nin Mona Lisa’sı da diyebiliriz, oldukça popüler. Bunlar dışında müze aynı zamanda sergilediği kötü eserleri, tişörtlere ve bardaklara basarak satışa sunuyor, ayrıntılarına internet sitelerinden bakabilirsiniz. Yaklaşık 600 eserden oluşan koleksiyonu siz de müzeyi ziyaret ederek görebilirsiniz. Fakat gittiğinizde kötü bir şakanın içerisinde gibi hissetmeyin. Sanat bu işte, her şeyi içinde barındırabiliyor…