Kültür Seyahat

1 Kasım 2021

Dünya üzerindeki en canlı yerlerden biri olan Burano’ya boşuna “Gökkuşağı Adası” denmiyor. Parlak kırmızıdan şeker pembesine, limon sarısından gök mavisine kadar rengarenk boyalı evler, çiçeklerle bezeli balkonlar size sanki bir renk paletinin üzerinde dolaşıyormuşsunuz hissi veriyor. Sadece bu da değil; hangi sokağa girerseniz girin, sokak kapılarının üzerinde birbirinden güzel örtüler görüyorsunuz ki bu da Burano’yu gerçekten masalsı bir diyar yapıyor.

2

Gelin Burano’yu tanıtmaya geçmeden önce bu şirin kasabanın geçmişine bir göz atalım. Venedik’e 40 dakikalık bir tekne turu mesafesinde bir balıkçı kasabası olan Burano’nun Romalılar tarafından kurulduğu söyleniyor ancak bölgedeki en eski kalıntılara bakıldığında, ada üzerindeki yerleşmenin altıncı yüzyıla dayandığı anlaşılıyor. Ada geçimini bugün olduğu gibi eskiden de büyük oranda balıkçılıktan sağlıyordu ancak 1500’lü yıllarda kendilerine yeni bir geçim kaynağı buldular. Yerli kadınların belirli dikiş türlerinde, özellikle dantel yapımında uzmanlaşmaları, Burano’nun isminin kısa zamanda dantelleriyle anılmasına neden oldu. 1872 yılında açtıkları dantel okuluyla da bu geleneklerini pekiştirdiler ve bugün hala dantel endüstrisi ada için en büyük mali kaynaklardan biri haline geldi.

Burano evlerinin bu kadar renkli olması da yeni değil, kökeni ta 16. yüzyıla kadar dayanıyor. Kesin olmamakla birlikte bu konuda da bir efsane var; buna göre kötü hava koşullarında denize açılan balıkçıların, sislerin içerisinde eve dönüş yollarını kolaylaştırmak için evlerin her birinin farklı bir renge boyandığı düşünülüyor. Sebebi her ne olursa olsun Buranolular geleneklerini hiçbir zaman terk etmediler, bugün hala evlerini her iki senede bir ve belediyenin belirlediği renk şemasına göre boyamaya devam ediyorlar.

3

Burano’da Ne Yapılır

Eğer Venedik’ten sonraki durağınız Burano olacaksa, bunun için San Zaccaria’dan veya Fondament Nove’den kalkan deniz otobüslerine binerek adaya ulaşabiliyorsunuz. 40 dakika kadar süren yolculuğun manzarasının da gerçekten iç açıcı olduğunu söylemek gerek, eğer cam kenarına oturduysanız fotoğraf çekmeye daha vapurun içindeyken başlamak isteyeceğinize eminiz.

Nüfusu üç bin civarında olan kasaba, özellikle Venedik’ten gelen günübirlikçi turistlerin fazlalığı nedeniyle yaz aylarında oldukça kalabalıklaşıyor. Siz de kısa süreliğine Burano’yu yaşamak üzere gittiyseniz, yapılacak ilk şey ana caddeye çıkmak ve kendinizi turist kafilelerinin arasına bırakarak alışveriş yapabileceğiniz dükkanlara göz atmak. Tabi en gözde parçalar hala danteller ancak ürünlerin hepsinin el emeği göz nuru olduğu ve bazı parçaların yapımının bir yıldan fazla sürdüğünü düşünürsek, fiyatlar da ona göre biraz pahalı gelebilir. Fazla para harcamamak için ürünlerin imitasyonlarını bulmak mümkün ama yerlilerin ürettiği dantellerle aynı hissi yaratmadığı da bir gerçek.

Alışveriş sonrası yorgunluk atmak ve adanın lezzetli, taze ve yerel deniz ürünlerinin satıldığı restoranlarda bir mola vermek iyi fikir olabilir.

4

Yemeğin ardından muhtemelen artık Instagram’ınızı şenlendirecek fotoğraflar çekmek için sabırsızlanıyor olacaksınız. Çünkü bunun için olabilecek en doğru yerlerden birindesiniz. Herhangi bir sokağa girdiğinizde bile etraf öylesine güzel bir fon oluşturuyor ki güzel fotoğraflar çekmek için fazla uğraşmanıza gerek kalmıyor. Bonus olarak bir de bu renklere kanalları ve köprüleri de eklediğinizde, sizi oldukça keyifli bir Burano turunun beklediğinden emin olabilirsiniz.

İtalya’nın tek eğik kulesi Pisa değil. 16. yüzyıldan kalma kilisesinin 53 metre yüksekliğindeki eğik çan kulesini gördüğünüzde şaşırmayın. Burası Burano’nun en turistik yapılarından biri. Oraya kadar gitmişken yanındaki Oratorio di Santa Barbara Şapeli’ni de mutlaka gezin.

Dantelden bu kadar bahsetmişken Museo del Merletto’yu anlatmasak olmazdı. Bu müzede dantelciliğin başladığı ilk yıllardan kalma oldukça nadide parçaların yanı sıra, Kraliçe Margherita’nın giydiği dantel işlemeli elbiseyi de görme şansınız olacak.

Burano’da görülecek fazla turistik ve tarihi mekan olmadığından, genellikle üç dört saatlik bir zaman diliminde hemen her yeri görmüş oluyorsunuz ama bize sorarsanız adanın tadı asıl turistler teknelerine binip Venedik’e geri döndükten sonra çıkıyor. Bu yüzden vaktiniz varsa, burada fazladan bir gece geçirmeyi düşünebilirsiniz.