Kültür Seyahat

8 Şubat 2021

Bugün dünyada en çok ihtiyaç duyulan şey elektrik. Evlerimizden iş yerlerine, fabrikalara her şey elektriğe ihtiyaç duyuyor. En çok elektrik üretiminin ve tüketiminin olduğu ülkeler sıralamasında Japonya üst sıralarda. Gelişmiş sanayi elektrik tüketimini artırıyor; dolayısıyla üretimi de artırmanız gerekiyor.

2011 yılında Fukushima Nükleer Santrali’nin çöküşünden sonra Japonya’nın bir ülke olarak karşılaştığı en büyük sorunlardan biri enerji üretimiydi. Zira enerji üretiminin yaklaşık yüzde 30’unu nükleer santraller karşılıyordu. Dünyada en fazla nükleer santrale sahip olan Japonya, Fukushima sonrası bunları kapatınca enerji krizi baş gösterdi. Enerji açısından hâlâ petrole bağımlı bir dünyada Japonya da bir istisna değil. Fakat ülke 2030 yılına kadar petrole bağımlılığını büyük ölçüde azaltmayı planlıyor. Hâlihazırda yenilenebilir enerji alanında önemli işler yapan Japonya’da son günlerde konuşulan kaynaksa jeotermal enerji kaynakları, yani yeraltı su kaynakları.

Japonya’nın petrolü yok ama kömür açısından zengin bir ülke burası. O da çevreye zararlı. 2011 sonrasında Japonya ihtiyaçtan kömürle çalışan santraller açtı yeniden. Fakat bu hem çevre hem de kaynaklar açısından sürdürülebilir değil. Hükümet nükleer enerji hususunda ısrarcı (birkaç santral yeniden açıldı bile) ama kamuoyu baskısı bu ısrarı dindirmeye çalışıyor. Nükleer enerjiye karşı çıkanlar arasında Haruki Murakami ve Kenzaburo Oe gibi dünyaca ünlü yazarlar ve Ryuichi Sakamoto gibi müzisyenler de var.

Bu noktada öne çıkan ise Japonya’nın yeraltı su kaynakları. Jeotermal Bilgi Enstitüsü Başkanı Sachio Ehara’ya göre Japonya’da 20 büyük nükleer santralin ürettiği elektriği üretecek kadar jeotermal kaynak bulunuyor. Bu kadar çok jeotermal enerjinin olması ise temelde ülkede 200’e yakın yanardağ bulunmasıyla ilgili. Eğer bu enerjiden faydalanılırsa ilk yıl ülkenin enerji ihtiyacının yüzde 10’unu karşılayacağı hesaplanmış. Yani, inanılmaz bir imkân. Peki ama niçin yapmıyorlar?

Tartışmanın kaynağı da burası. Bu jeotermal kaynaklar Japonya’da başka bir şey için kullanılıyor. Japoncada “Onsen” denilen kaplıcalar için. Hepimizin Japonya’yla özdeşleştirdiği ve tarihi bin yıldan eskiye dayanan kaplıcalar bu yeraltı kaynaklarını kullanıyor. Japonya genelinde bulunan 3 binden fazla kaplıcayı her sene 120 milyon kişi ziyaret ediyor. 

Onsenler Japonya’da eskiden beri halk hamamları olarak kullanılır. Günümüzde ise iç turizme etkisi oldukça fazla. Açık veya kapalı gibi birçok çeşidi bulunan Japon kaplıcaları genellikle kırsal kesimlerde bulunuyor. Ancak dediğimiz gibi turizme olumlu etkilerinden dolayı şehir içine de yapılmaya başlandı. Belediyelerin veya özel işletmelerin yönetiminde birçok Onsen açıldı. Japonlar rahatlamak istediklerinde aileleriyle birlikte bu kaplıcalara gidiyor. Yalnızca Japonlar değil, ülkeye gelen iş insanları ve yabancı turistler de bu gelenekten faydalanmak istiyor. Onsenler magnezyum, demir ve kalsiyum bakımından çok zengin. Yani bu şifalı sular insan sağlığına çok faydalı. Kısacası Onsenler hem bedene hem de zihne olan rahatlatıcı etkisiyle yerel halkın benimsediği bir kültür haline gelmiş. İşte uzmanlar da bu kaplıcaların Japon kültürünün bir parçası olduğunu söyleyerek jeotermal enerjinin bu kültürü yok edeceğini ve başka yollar bulunması gerektiğini belirtiyor. Bu kaplıcalardan birisinin sahibi olan Shunji Shibatani “Japonya’da her zaman Onsen’de olan bir Japon vardır.” diyor.

Peki, bu iki alan birlikte sürdürülemez mi? 26 milyar dolarlık bir sektör olan kaplıcaları temsil eden Kaplıcalar Birliği bu soruya ‘Hayır’ cevabını veriyor, zira jeotermal santrallerin hem çevreye hem de sulara zarar vereceğini iddia ediyor. Diğer tarafsa bunun bilimsel olarak doğru olmadığını ve iki tarafın da sürdürülebilir olduğu noktasında ısrarcı. Kültür mü bilim mi? Fakat şu net: Japonya’nın enerji sorunu burada en önemli gündem olarak bir süre daha devam edecek.   

japonya-jeotermal