Kültür Seyahat

9 Mart 2022

Modayla ilgilenen, giyime ve takılara meraklı olan herkesin ilgisini çekecek bir konuyu içeren House Of Gucci adlı filmi izlediniz mi? Dünyanın en prestijli markaları arasına girmiş İtalyan ve Fransız kökenli Gucci’nin hikâyesini anlatıyor. Hadi gelin moda başkentlerine bakmadan önce biraz filmden bahsedelim. 

Filmimizin oyuncu kadrosunda Lady Gaga, Adam Driver, Al Pacino, Jared Leto, Jeremy Irons ve Salma Hayek gibi isimler var. Gucci markasının oluşumunu ve nasıl zirveye ulaştığını izlerken bir yandan Gucci ailesinin kavgalarına ve çekişmelerine şahit oluyoruz. Bu aile içi savaş yüzünden markanın çöküşünü izlemek biraz can sıkıcı. At binicileri için eyerler ve çeşitli deri aksesuar ürünleri üreterek bu yolculuğa başlayan marka, İtalya’yı moda başkenti olarak hafızamıza kazıdı. Milano, Roma gibi şehirlerin yanı sıra Londra, Paris, New York vb. şehirlere de açılmamızı sağladı. 1930’lardan 80’lere, 2000’lerden günümüze kadar modanın kalbinin attığı şehirlere yolculuk etmeye hazır mısınız? Hadi başlayalım! 

House of Gucci

Milano 

Bir tasarım cenneti olan Milano modaya yaklaşımını daha çok yaratıcılıkla gösteriyor. Caddeleri ve sokakları dükkânlarla dolup taşsa bile tasarım ürünlere mutlaka yer veriliyor. Seri üretimin yanı sıra özel kreasyonlar sıklıkla ön planda oluyor. İtalya’nın şehirleri her zaman karşımıza çıkıyor fakat Milano’nun yeri bir başka. Her bir köşesinde moda evleri, butikler ve köklü markaların mağazaları bulunuyor. Buraya sosyeteden tutun da dünyaca ünlü tasarımcılara kadar birçok insan alışverişe geliyor. Yılın belirli vakitlerinde çeşitli moda defileleri, moda haftası etkinlikleri düzenleniyor. Son zamanlarda pahalılığı ile yakınılsa da Milano, hâlâ moda tutkunlarının baş tacı diyebiliriz. 

House of Gucci (8).jpg

Paris 

18.yy’dan bu yana moda Paris’te hep var oldu. İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya Paris’i işgal ettiğinde şehirdeki tasarımcılar New York ve Londra’ya akın ettiler. Bu sebeple moda sahnesi bir süre için kararan Paris savaşın hemen ardından yeniden yükselişe geçti. Tasarımcılar kente geri döndüler ve yaratıcılıklarını konuşturdular. Moda şovlarının, dergi çekimlerinin, stil çalışmalarının merkezi oldu. Avenue Marceau, Champs Elysees ve Avenue Montaigne bölgeleri arasında yaşanan alışveriş çılgınlığı Paris’in hareketliliğinin bir parçası. Altın üçgen olarak anılan bu caddelerin üzerindeki modaevleri birbirleriyle kıyasıya rekabet halinde. Louis Vuitton, Chanel, Hermes, Christion Dior, Celine, Givenchy ve Donna Karan gibi ünlü markalara ev sahipliği yapan Paris, moda sektörünün belirleyicisi olmaya devam edecek.

House of Gucci (6).jpg

Londra

Londra, 1700’lü yıllarda tekstil üretiminin başlamasıyla moda dünyasına giriş yaptı. Kraliyet ailesinin şıklığı, teknolojinin gelişmesi, güzel görünme isteği ile Londra halkı modanın gelişmesinde önemli rol oynadı. Özellikle “Houte Couture”ın kurucusu olarak bilinen Charles Frederick 1946 yılında Londra’ya geldiğinde bir devrim yarattı. Dikim tarzı ve işçiliğiyle tekstile yeni bir hava kattı. Londra’yı Avrupa modası kalitesine ulaştırdı. Daha sonraları 1970’lerde yaşanan punk furyası ile artık modanın vazgeçilmez noktası hâline gelen Londra, günümüzde etkisini biraz yitirmiş olsa bile önemini kaybetmiş değil. Burberry, Alexander McQueen gibi markalar ile adından hâlâ söz ettirebiliyor. 2011 ve 2012 yıllarında dünyanın moda başkenti olarak seçilmiş olduğunu da unutmayalım. Modayı takip edenler için Londra, keşfedilecek şehirler arasında yerini koruyor. 

House of Gucci (3).jpg

New York 

Sokak modası ile dünyaya öncülük eden New York, yenilik ve aykırılık kavramlarıyla modaya yön veriyor diyebiliriz. Tasarım konusunda kalıplara ve sınırlara yer vermiyor. Hazır giyime 1800’lü yıllarda geçmiş olmasına rağmen asla geride kalmamış. 1900’lerde altın çağını yaşamış ve kendine has tarzıyla ön plana çıkmıştı. Özellikle spor giyimde gelişim göstererek modadaki gücünü ispatladı. Rahat ve gündelik giyimde causal havasını yakaladı. Oversize kıyafetleri, eşofmanları, şık ama sade vintage parçalarıyla çeşitlilikte çığır aştı. New York; Dover Street Market NY, Supreme gibi klasikleşmiş markaları ile moda tutkunlarının takip ettiği bir şehir. Modanın başkenti dendi mi akla ilk olarak Fransa ve İtalya geliyor olsa bile Amerika geri kalmayarak bu özel şehri ile hafızalarımızda yer ediniyor. 

NY

 

Los Angeles 

Diğer şehirler kadar köklü bir geçmişi olmamasına rağmen Los Angeles, özellikle 2000’lerden sonra adından söz ettirmeyi başardı. Bu yüzden üçüncü milenyum çağı için önemli bir yere sahip.  Elbette her başarılı moda şehri gibi Los Angeles’ın da etkinlikleri oldukça meşhur. Ancak etkinliklerinin sıklığı sebebiyle o, bir adım öne çıkmış durumda. Yılda iki kez düzenlenen “Los Angeles Moda Haftası” Şubat ve Eylül aylarında hareketliliğe neden oluyor. Big Four’a yetişebilmek için daha çok yol kat etmesi gerektiğinin farkında olan Los Angeles, bu tür etkinliklerle moda sektörünün gelişmesini amaçlıyor. Tüm bunları bir kenara koyduğumuzda; renkli ve çeşitli tasarımlarıyla, sokak giyiminin çekiciliğiyle, butik ve outlet mağazalarıyla bu güzel şehir kalbimizi fethetmeyi başarıyor. 

House of Gucci (7).jpg

Tokyo

Modanın başkenti olma yolunda biraz geriden gelse de Tokyo farklılığıyla es geçilmemesi gereken bir şehir. Daha avangard, yeni nesil bir moda anlayışına sahip. Rei Kawakubo, Yohji Yamamoto, Issey Miyake, Junya Watanabe, Kenzo Takada gibi ünlü moda tasarımcılarıyla kendi stilini oluşturmayı başardı. Barbie ve anime canlandırmaları, gotik ve karanlık temalı tasarımlarıyla dünyada modanın farklı seçeneklerine de ulaşabileceğimizi gösteriyor. Kozmetik alanındaki başarılarında olduğu kadar modadaki yetenekleri ile de Asyalılar dünyanın önde gelenleri arasında. 

House of Gucci (4).jpg