Kültür Seyahat

12 Ekim 2020

Dünyanın en eski ikinci metrosu olan Tünel, bugün İstanbul'un en önemli simgelerinden biri olarak kabul ediliyor. 17 Ocak 1875 tarihinde ahşap vagonlu ve buharlı olarak hizmete giren raylı sistem, hâlâ İstanbullulara hizmet vermeye devam ediyor. Karaköy ile Beyoğlu arasında çalışan Tünel, bugün 570 metreden uzun bir mesafeyi 90 saniyede alıyor ve günde ortalama 12 bin yolcu taşıyor.

Fransız mühendis Eugene Henri Gavand, dönemin ticaret ve bankacılık merkezi olan Galata ile sosyal hayatın kalbinin attığı Pera arasında sürekli mekik dokuyan insanları gözlemler ve Yüksekkaldırım Yokuşu ile Galipdede Caddesi’ne alternatif bir yol düşünür. Bu iki merkezi birbirine bağlayacak asansör tipinde bir demiryolu projesi için Sultan Abdülaziz’in huzuruna çıkar.

19'uncu yüzyılda şehrin değişen çehresi, o döneme dek İstanbul olarak anılan Haliç’in Suriçi bölgesiyle Pera tarafının birleştirilmesini de zorunlu kılar. 1836 yılında inşa edilen ilk köprü Unkapanı ile Azapkapı’yı birbirine bağlar. 1872 yılında yeri değiştirilerek bugün bildiğimiz Unkapanı Köprüsü’nün yerine inşa edilen yeni köprü, değişiklikler ve güçlendirmelerle bugüne dek gelir. Karaköy’ün bir ticaret merkezi hâline gelmesiyle birlikte 1845 yılında Galata’da da bir köprü inşa edilir ve 1863 yılında yenilenerek genişletilir.

1800’lü yılların başından itibaren İstanbul’un kendi kabuğunu kırması için ve bölgeler arasında geçişi sağlayan bu köprülerle birlikte, şehrin merkezî konumunu kullanarak demiryoluyla diğer şehirleri birleştirmek için de çalışmalar başlar. İşte Tünel, bu yeni gelişmeler ışığında hizmete girer.  

Projelendirilmeleri farklı tarihlerde olsa da şehrin Avrupa kıtasında Sirkeci Garı ve Asya kıtasında Haydarpaşa Garı 1872 yılında açılır ve demiryolu üzerinde iki kıta bu şehirde buluşur. Bu buluşma o kadar heyecan verici olur ki çok iddialı projelere ilham kaynağı olur.

Henüz 1876 yılında İstanbul Tüneli’nin girişimcisi Gavand, bu demiryollarının kesintisiz aktarımını sağlamak için deniz altından bir tünel projesi önerir. Avrupa’dan gelen trenlerin Asya Yakası'nda yollarına devam etmelerini sağlayacak olan proje gerçekleşmez fakat 1902 yılında yeniden sunulur. Sarayburnu ve Salacak arasında kesintisiz bir demiryolu ağı kurmayı hedefleyen proje de gerçekleşmez. Boğaz'ın iki yakasını metro ile birleştirme hayalinin gerçekleşmesi için 2013 yılına dek beklemek gerekecektir. Böylesine köklü bir değişim dönemin ürünü olan Tünel, ulaşım hizmeti vermesinin yanı sıra yaşayan bir müze konumunda. Tarihi dekorasyonu, vagonları ve yolcularına sunduğu nostaljik deneyimle Tünel, bir ulaşım sisteminden çok daha fazlası. Osmanlı döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında İstanbulluların vazgeçilmezi olan Tünel, her gün sessiz adımlarla Karaköy ile Beyoğlu’nu birbirine bağlar, yolcularına en kısa, en keyifli ve en samimi yolculuğu sunar.

İlk olarak 5 Aralık 1874’te faaliyete geçen bu tren hattı aslında İstanbul’un en eski arkadaşlarından birisi. Çünkü o yıllardan itibaren hem kendi değişmiş hem de İstanbul’un değişimine tanık olmuştur. İlk açıldığında o zamanın teknolojisiyle 150 beygir gücündeydi ve iki buharlı makine ile çalışıyordu. Ancak dedik ya, çok değişti diye. İşte ilk değişimini 1911 yılında yaşadı. Yapılan çalışmaların ardından metro hattı artık elektrikli sistemle çalışıyordu ve daha modern bir hâl almıştı. Dünyanın en eski metrosu olan Londra Metrosu’ndan sonra ikinci sırada İstanbul’un bu kırmızı demiri geliyor. Bahsettiğimiz yıllarda ise eski adıyla Galata-Pera, dünyanın ilk yer altı füniküler sistemi olarak geçiyordu. “İstanbul Tüneli, Galata-Pera Tüneli, Galata Tüneli, Galata-Pera Yeraltı Treni, İstanbul Şehir Treni, Yeraltı Asansörü, Tahtelarz” gibi farklı isimlerle anılan tren günümüzde IBB tarafından işletiliyor. Hâlâ yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor ve insanlar onu çok seviyor.