Kültür Seyahat

7 Nisan 2022

Geçmişi Osmanlı’nın son dönemlerine dayanan Beyoğlu, İstanbul’un en eski semtlerinden biri. “Doğuya giden” anlamına gelen “Levant” kelimesinden türetilen “Levanten”lerin yani başta İtalyanlar ve Fransızlar olmak üzere tüm yabancıların Beyoğlu’na yerleşmeye başlaması ile burada yeni bir belediye kurulması ihtiyacı doğmuştu. Böylelikle Beyoğlu, özellikle Fransız kültürünün etkisinin görüldüğü, Osmanlılar ile Levantenlerin ortaklaşa yarattığı yepyeni bir dünyaya dönüştü. Yıldızı bir anda parlayan semt, artık kültür-sanat ve zarafet kelimeleriyle yan yana anılır hale gelmişti. İlk tiyatro burada oynanmış, ilk tramvay buraya inşa edilmiş, ilk banka yine burada kurulmuştu. Bu yüzden Beyoğlu’na yalnızca bir semt deyip geçmek ona büyük haksızlık olur çünkü o aynı zamanda bir kültür ve değişim hikayesi.

Eski siyah-beyaz filmlerden tanıdığınız eski Beyoğlu’nun bazı mekanları ise o dönemlerden günümüze, hikayeye ayak uydurmaya devam ediyorlar. Yanından geçip gittiğiniz ve hikayesini bilmediğiniz bu ikonik yerler ile bir kez daha tanışmak ister misiniz?

İkonik Beyoğlu

Şehrin Rengi: İstiklal Caddesi

Rengarenk bir sokak, şehrin adeta kalbinin attığı bir cadde, kafeleri, sanat galerileri, tarihi binaları, tiyatroları, otelleri, dükkanları, meşhur restoranları ile ziyaretçilerini ağırlayan İstiklal Caddesi, sadece İstanbul’un değil, ülkemizin de en kalabalık ve en hareketli caddelerinden biri olma özelliğindedir. Taksim ile Tünel arasında hizmet veren kırmızı tramvay ise caddenin sembollerinden olmaya devam ediyor. Yerli, yabancı ya da yerel halkın, favorisi olan cadde, gece gündüz uyumayan bir yapıda.

Avrupa Pasajı: Namı Diğer Aynalı Pasaj

Meşrutiyet Caddesi ile Sahne Sokak’ın kesiştiği noktada yer alan pasaj, eskiden aynalarla dolu olduğu için bu isimle de anılıyor. Paris’teki emsallerinin neredeyse birebir aynısı olan pasaj, mimar Pulgher tarafından tasarlanmış. Üç katlı olan pasajdaki dükkanların kiracıları arasında kimler yok ki: Ünlü araba yapımcısı Scribe, ünlü çiçekçi Sabuncakis, müzik aletleri dükkanı Commendiger, terziler, ayakkabıcılar, tuhafiyeler… Aynalı Pasaj’ı bugün ziyaret ettiğinizde eskisi gibi gaz lambaları ile aydınlatıldığına şahit olamayacaksınız belki ama her bir köşesi tarih kokan bu pasajda aradığınız her turistik eşyayı bulmanız garanti.

İkonik Beyoğlu-2

Tarihe Küçük bir Bakış: Pera Palas Otel

1890’lardan gelen bir havayı koklamaya hazır mısınız? Tepebaşı, Meşrutiyet caddesinde bulunan Pera Palas Otel, Avrupa standartlarında, hem tarihi hem de modern bir havayı bir arada barındıran zamansız bir mimariye sahip. Eski zamanlarda, asilzadelerin ve önemli misafirlerin konaklama şansı bulduğu otel, tam anlamıyla bir görsel şölen sunuyor. Mimarisinin Art Nouveau tarzı, İstanbul’un ilk elektrikli asansörü, gözde alanlardan biri Kubbeli Salon, muhteşem mutfak tatları ile meraklılarını bekliyor.

Özel Bir Müze: Pera Müzesi

Ülkemizin liderler sanat ve kültür elçilerinden sayılan Pera Müzesi, bağımsız filmler, animasyonlar, belgesel gibi film gösterimleri, eğitim programları, yayıncılık ürünleri, bilimsel çalışmalar gibi farklı çalışmalar sergileniyor. Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu, Oryantalist Resim Koleksiyonu ve Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu gibi zengin sergiler de bu müzede, haklı yerini almıştır.

İkonik Beyoğlu-2

Dillere Destan: Çiçek Pasajı

Geçmişi Tanzimat dönemine kadar uzanan, çeşitli tarihlerde tiyatro, kültür merkezi ve çarşı olarak kullanılan Çiçek Pasajı, Beyoğlu deyince akla ilk gelen mekanlardandır. Samimi bir Paris mimarisiyle misafirlerini mest eden pasaj,  ilçenin en süslüsü olma özelliğine sahip. Eski zamanları hatırlatan atmosferi, meyhanelerin tınısıyla inleyen duvarları, Çiçek Pasajı’nı her daim nostaljik bir mekan yapmaya yetmiştir.

Narmanlı Han: 186 Yıllık Bir Tarih

Tünel’e doğru yürüdüyseniz, bu tarihe tanıklık etmiş hanın yanından mutlaka geçtiniz. Ama onu ne kadar tanıyorsunuz? Aliye Berger, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi önemli sanatçılara ev sahipliği yapmış bu han, 90’lı yıllara gelindiğinde kedileriyle ünlenmiş. Uzun yıllar boyunca atıl durumda kalan han günümüzde bir restorasyon geçirerek eskisinden oldukça farklı bir konseptte yeniden ziyarete açıldı. Eski haliyle bir hayli farklı olsa da es geçmek olmazdı.

İstanbul’a Panoramik Bir Bakış: Galata Kulesi

Bizans İmparatorluğu tarafından Galata surlarının parçası olan, Ceneviz mimarisinin özelliklerini taşıyan ve Unesco’nun geçici miras listesinde bulunan Galata Kulesi, İstanbul’un sayısız tarihi güzelliklerinden sadece biri. Eşsiz bir panoramik İstanbul manzarası sunan Galata Kulesi’nde, 60 metre yüksekliğinde bulunan en üst tepeye çıkmak için 2 asansör bulunmaktadır. Efsanesi ise oldukça ilginç: Hikayeye göre birbirine aşık olan Kız Kulesi ile Galata Kulesi, Hezarfen Ahmet Çelebi tarafından ulaştırılan mektuplar sonucunda, şehrin en güzel manzarasını oluşturur.

İkonik Beyoğlu-3

İstanbul’a Yakışır Bir Medeniyet: Atatürk Kültür Merkezi

Taksim meydanının medeniyet yüzü, kültürün ve sanatın aynası, kapsamlı bir düzenleme ve tadilat sonrasında 29 Ekim 2021’de kültür tutkunlarına merhaba dedi. Bünyesinde opera ve tiyatro salonu, sinema ve sergi salonu, kafeler ve restoranlar gibi noktaların bulunduğu merkezde, sanata dair, yaratıcı dramadan müziğe, resimden tiyatroya kadar pek çok atölye düzenlenmektedir. Ayrıca ülkemizin en kapsamlı kütüphanesi Vitali Hakko Kreatif Endüstriler Kütüphanesi de, yaklaşık 15,000 kitap kapasitesi ile kültür merkezinde halka hizmete açılmıştır.  

Beyoğlu’nun Lezzeti: İnci Pastanesi                                                 

Profiterol ve İnci Pastanesi, müthiş bir ikilidir. Geçmişi neredeyse 60 yıla dayanan İnci Pastanesi’nde İstanbul’a gelmişken hele Beyoğlu’nda gezerken bir soluklanıp profiterolün tadına bakmadan olmaz. Tarihi İnci Pastanesi, Mis sokakta 1944 senesinde kurulmuş, efsane lezzete sahip bir pastanedir. Tarihi, güzel bir lezzetle buluşturan pastane, hem İstanbulluların hem de turistlerin durak mekanlarından.

İtalyan Mimarın Eseri: Saint Antoine Kilisesi

St. Antoine kilisesi, en geniş Katolik kilisesidir ve İtalyan mimar Giulio Mongeri tarafından tasarlanmıştır. Bu kilisede bazı günler, ayinler yapılmakta olup her dinden kişiler mum yakarak dilek dileme şansına sahiptir. Dış bölümü kırmızı tuğlarla kaplı olan kilisenin yapımına, 1906 senesinde başlanmış olup 1912’lerde bitmiştir. Ayrıca Lizbon doğumlu Aziz Antoine’ın, Lizbon kilisesinde şeytanı haç çizerek kovduğu efsanesi, geçmişteki bir hikayedir.