Kültür Seyahat

3 Aralık 2020
Avrupa’nın En Yüksek Tren İstasyonu Jungfraujoch

Avrupa’yı gezenlere bu kıtanın en büyüleyici doğal güzelliğinin ne olduğunu sorsanız alacağınız cevap muhtemelen Alpler olurdu. Yolu Alpler’den geçen kitaplara ve filmleri aklınıza getirin. Mark Twain’den Frankenstein’ın yazarı Mary Shelley’e, Thomas Mann’dan Ernest Hemingway’e kadar çok sayıda ünlü yazar, 8 ülkede 1200 km boyunca uzanan Alpler’e hayranlığını yazıya dökmüştür. Alpler’in tamamında insanı hayrete düşürecek sayısız yer var. 

İsviçre’nin başkenti Bern’e 2 saat mesafede, Avrupa’nın en yüksek noktasında bulunan Jungfraujoch tren istasyonu Alpler’de bulunan sayısız güzel alandan biridir. Ülkenin Valais Kantonu’nda bulunan bu istasyon, yıl boyunca her gün çalışıyor; bu muhteşem manzaranın keyfini çıkarmaya gelen ziyaretçileri taşıyor. Jungfraujoch, Bern Alpleri’nde zirveleri 4 bin metrenin üzerinde iki dağın Jungfrau ile Mönch’ün arasında ve Eiger’in yanında yer alıyor. Büyük üçlü olarak anılan bu tepelerin ortasındaki bu tren istasyonunun kendisi ise tam 3.454 metre yükseklikte bulunuyor.

Tren istasyonunun 1912 yılında inşa edilmiş olması, zamanın teknolojisi düşünüldüğünde insanda büyük bir hayranlık uyandırıyor. Tren yolu, dağları birbirine bağlayan büyüleyici tünellerin içinden geçerek istasyona ulaşıyor. 

Bugünlerde ağırlıklı olarak turistik ve bilimsel amaçlarla kullanılan bu tren istasyonunda “Avrupa’nın Çatısı” olarak anılan turistik bir bina yer alıyor. İçerisinde burasıyla ilgili tarihî bilgileri öğrenebildiğiniz yapıda, hediyelik eşyalar satın alabilir ve restoranda yemeklerin tadına bakabilirsiniz. Bu eşsiz manzarada mutlaka güzel bir peynir fondüsü ve beyaz şarap denemenizi öneririz. İstasyondaki Sphinx Araştırma Merkezi ise bilimsel araştırmalar yürüten araştırmacılara ev sahipliği yapıyor.

İstasyon Avrupa’nın en büyük ve en uzun buzuluna da tepeden bakıyor. 23 kilometreyi aşan uzunluğu ve 110 kilometreyi aşan alanıyla Aletsch Buzulu, Jungfraujoch’u çok daha büyülü hâle getiriyor. Bir yanda size bakan dağların zirveleri, bir yanda o zirvelere ve buzullara bakan siz.

Rüzgâr tepelerde çok şiddetli olabiliyor hatta bazı günler bu şiddet 250 kilometre hıza ulaşıyor fakat bu da bizlere ayrı bir görsel şölen oluşturuyor. İçeride sıcak şarabınızı yudumlarken bu dağların oluşumunu sağlayan doğanın gücünün farkına varıyorsunuz. Hava açık olduğu zaman ise manzara size yetiyor. Heidi ve büyükbabasının niçin o kadar mutlu olduklarını anlıyor gibi oluyorsunuz. Bu ve bunun gibi  ‘en’lere meraklıysanız Avrupa’nın en yüksek postanesi de burada bulunuyor, ziyaret etmeden dönmemenizi tavsiye ederiz.