Yeme İçme

20 Ekim 2020

Kültürlerarası ilişkilerin bu kadar yoğun olduğu zamanlarda ülkelerin genellikle tek bir yemekle ya da özellikle ilişkilendiriliyor olmaları ilginç bir durum. Her ülkenin mutfak kültürü zengin olsa da mutlaka bir özel lezzet ön plana çıkıyor ve ünleniyor. Japonya’da suşi, İtalya’da pizza, Türkiye’de ise kebap… Bu genel kabul tüm bu yemeklerin bilinen özeliklerinden fazla bilinmeyen yönleri olduğu gerçeğini de gizliyor. Gelin, Japon mutfağının vazgeçilmezi ve dünyanın en ünlü yiyeceklerinden birisi olan suşiye ve onun bilinmeyen yanlarına bir göz atalım. 

1-Suşi Aslında Japonya Kökenli Bir Yemek Değil. 

Bugün en çok Japonya ile özdeşleştirilse de suşi aslında Güneydoğu Asya çıkışlı bir yiyecek. Vietnam, Kamboçya, Tayland ve Çin gibi ülkelerden geçen Mekong Nehri kenarlarında bundan 4 bin yıl önce ortaya çıktığı düşünülüyor. Daha sonra Çin’e ve oradan da 8’inci yüzyılda Japonya’ya geçtiği düşünülen suşinin Çin kayıtlarında isminin ilk defa anılması M.Ö. 2’inci yüzyılda gerçekleşmiş. Bugün bildiğimiz modern suşinin mucidi ise 19’uncu yüzyılın ilk yarısında Tokyo’da yaşayan Japon şef Hanaya Yohei. Yohei’nin bu buluşundan sonra suşi, günümüzün Tokyo’su olan Edo Bölgesi’nde tezgâhlarda satılmaya başladı. Daha sonra batının bu lezzeti keşfetmesiyle dünyaya yayıldı. 

2-Suşi Aslında Elle Yenir. 

Uzakdoğu kökenli yemeklerin neredeyse hepsi yemek çubuklarıyla yeniyor. Asya mutfağını bu kadar ayrıcalıklı kılan da bu durum oluyor. Kendinizi başka bir kültüre, başka bir gruba ait hissediyorsunuz. Fakat bu ülkelerde durum her zaman böyle değil. Örneğin suşinin chopstick’lerle (hashi) yendiğine dair genel bir kanı var. Ancak suşi Japonya’da elle yenen bir yemek. Yemek çubukları sadece saşimi, yani et parçaları yenirken kullanılıyor. Yine pirincin üstünde gelen ve nigiri denen balık parçası da çubuklarla değil elle yeniyor. Nigiri için ipucu ise yerken ters çevirmek ve taze et kısmının dil üzerine gelmesine dikkat etmek, zira tadını daha net alabilmeniz açısından bu çok ince ve önemli bir ayrıntı. 

3-Geleneksel Japon Ustaların Şef Olması Yıllar Sürüyor.

Japonların geleneklerine ne kadar bağlı olduklarını tüm dünya bilir. Mutfaklarında da durum farklı değil. Bu duruma şöyle bir örnek verebiliriz. Eskiden bir suşi ustasının şef olması, yani kendi suşisini hazırlayacak seviyeye gelmesi için alması gereken eğitim 10 seneymiş. Evet, tam 10 sene. Günümüzde bu süre 2 yıla düşmüş fakat yine de oldukça uzun bir süre. Bu sürenin bu kadar uzun olması suşinin her aşamasındaki dikkati, özeni ve sanatkârlığı gözler önüne seriyor. Zira farklı pişirme yöntemleri ve kullanılan malzemelerin yanı sıra suşinin sunumu da Japonya’da çok önemli. Yani balıkların özenle seçilmesinden tutun da suşiyi titizlikle yapabilecek ustalara kadar, Japon mutfağında dikkat edilmesi gereken birçok nokta var. Kültürel varlıklarına sahip çıkan ve geleneklerine bağlı olan Japonların mutfaktaki hassasiyetini bu konuda görmek mümkün.  

4- İmparatorun Yemesi Yasak Olan Tek Şey: Fungu

Dünyada en ünlü saşimi türü fungudur, yani balon balığından elde edilen bir et. Üzerine en çok yazılan ve video çekilen de muhtemelen bu saşimi türüdür. Zira bu balık türü oldukça fazla miktarda zehir barındırıyor ve o zehirden kaçınmak büyük bir ustalık gerektiriyor. Bir fungu ustası olmak için Japonya’da yoğun bir eğitimden ve ruhsat sürecinden geçmeniz gerekiyor, aynı zamanda hazırladığınız yemeği yemeniz de şart. Yüzyıllar boyunca Japon imparatorlarına yasak olan tek yemek, içerdiği zehirden dolayı fungu olmuş. İmparatorlar bu yemeği doğum günlerinde bile yiyemiyorlar. Onlar için üzücü bir durum olsa gerek. 

blog