Kültür Seyahat

16 Kasım 2020

Elektronik Müziğin Başkenti: Berlin

1950’lere ve 60’lara caz, 1970 ve 80’lere rock ve R&B damga vurdu… 2000’li yıllara ise şüpheye yer bırakmayacak bir biçimde içine aldı elektronik müzik. Kuşkusuz bugün elektronik müzik dediğimiz zaman başka bir müzik türünden bahsediyoruz. Dijital enstrümanlardan bilgisayarlara, birleştiricilerden donanım ve yazılımlara kadar çok geniş bir yelpazede üretilen elektronik müzik, birçok alt müzik türüne de sahip.

Müziğin ve dansın Alman kültürünün önemli bir parçası olduğu hepimizin malumu. Bu nedenle müziğin geçirdiği değişimlerde Alman müzisyenlerin katkısı yadsınamaz. Özellikle de elektronik müziğin tüm alt türlerinde oldukça derin bir iz bırakmışlardır.

Peki nedir bu elektronik müzik?

Elektronik kelimesi aslında müziğin hem türünü hem de üretimi esnasında kullanılan teknikleri tanımlar. Aslında doğal ve endüstriyel seslerin bir arada kullanılarak kaydedilmesi, ilk kez 50’li yıllarda görülmüştür ancak asıl olarak 70’lerin başlarında Alman müzik teknisyenleri synthesizer (sentezleyici) ve sampler (örnekleyici) kullanarak bu müzik türünün gelişmesinde önemli rol oynadılar. Eş zamanlı olarak Avrupa’nın birçok şehrinde görülmeye başlayan bu yeni türün vazgeçilmez merkezi ise hiç şüphesiz Berlin olmuştur.

Elektronik müziğin gelişmesine Japonya’dan Fransa’ya, Mısır’dan Jamaika’ya kadar birçok ülkeden sanatçılar katkıda bulunmuş olsa da Almanya, ülkede düzenlenen 50’den fazla festival sayesinde diğerlerinden öne çıkıyor. Almanya’nın elektronik müzik başkenti ise kuşkusuz Berlin. 1980’li yıllardan başlayarak günümüze kadar bu müzik türünün öncülerini barındıran ve deneysel ürünlerine şahitlik eden Berlin’de her sene 25 elektronik müzik festivali düzenleniyor. Her hafta şehrin farklı mekânlarında bulacağınız konserlerden bahsetmiyorum bile. Kraftwerk ve Tangerine Dream gibi elektronik müziğin öncüleri ve dönüştürücülerinin çıktığı bir ülkeden söz ediyoruz.  

Bu festivallerin bazıları Kreuzberg ya da Mitte gibi şehrin tam göbeğindeki mahallelerdeki mekânlarda yaşanıyor, bazıları ise şehrin çevresindeki göllerin yanında bulunuyor. Çayırların ortasında, eski fabrikaların ya da kiliselerin içinde… Elektronik müziğin ister daha deneysel olanlarını tercih edin, isterseniz tekno veya psikedelik çeşitlerini, istediğinizi Berlin’de bulacaksınız.

Bunu sağlayan en önemli etken ise Berlin’in kozmopolit yapısı. Şehrin Doğu ve Batı diye ikiye ayrıldığı zamanlardan bu yana işçi sınıfından protest akımlara, deneysel müzisyenlerden dünya çapında tanınanlara herkes burada bir araya gelmiş, hâlâ da gelmeye devam ediyor. David Bowie ve Nick Cave’in yolları 1980’lerde Berlin’den geçmiş. Bugün de elektronik müziğin devleri burada. Berlin’e yerleşen önemli elektronik müzik sanatçıları arasında Şili doğumlu Ricardo Villalobos ve Frankfurt çıkışlı Booka Shade ikilisini anabiliriz. Bunları festivallerde, dev sahnelerde ya da küçük mekânlarda da dinleyebilir, kendinizi müziğin ritmine kaptırabilirsiniz. Elektronik müziğin başkenti Berlin, bugün müzisyenler için Avrupa’daki en önemli çekim merkezlerinden biri halini aldı. Dünyanın dört bir yanından sanatçılar hünerlerini göstermek için Berlin’e akın ediyor.

Berlin Atonal Festival

Kulüpleri, partileri ve gece yaşamı ile Avrupa’nın eğlence başkenti olarak anılan Berlin, elbette ki festivalleriyle de her daim gündemde. Örneğin eski bir elektrik santralinde düzenlenen Berlin Atonal Festival, fütüristik çağların bir yansıması olarak canlı performanslar, post-endüstriyel enstalasyonlar ile görsel sanatlar ile müziği birleştirmeyi başarıyor. 

Şehrin en etkileyici müzik ve sanat festivali olan Berlin Atonal ilk kez 1982’de, Kreuzberg’in ikonik salonu SO36’da düzenlenmişti. Daha o zamanlardan Berlin’deki yeniliğin fitilini ateşleyen festival, elektronik müzik ve sanat sahnesinde ilerici ve de deneysel olan her şeyin de öncülüğünü üstlendi.

Her sene ağustos ayında düzenlenen ve tam bir hafta boyunca tekno, avant-garde unsurlarıyla şehrin ortasında modern bir katedrale dönüşen santral, hem estetik açıdan son derece etkileyici hem de elektronik müzik türündeki dünyanın en iyi festivallerinden biri kabul ediliyor.