Kültür Seyahat

10 Mart 2022

İstanbul sarayları, müzeleri ve tarihi yapıları ile göz dolduran, son derece görkemli bir şehir. Siluetinin ayrılmaz bir parçası olan birbirinden etkileyici bu yapılar, dünyanın dört bir yanından gelen insanların ilgi odağı olmaya devam ediyor. Peki biz onları ne kadar tanıyoruz? Bu yazımızı İstanbul'daki saraylara ayırmamızın önemli bir nedeni de yanı başımızdaki bu tarihi hazinelerin daha çok kişi tarafından tanınmasını istememiz. Siz de bu hissi paylaşıyorsanız gezimize başlayalım.

Topkapı Sarayı

Geçmişten beri İstanbul’un en değerli tarihi yapılarından biri olan Topkapı Sarayı hâlâ önemini koruyor. 600 yıllık Osmanlı Devleti döneminin yaklaşık 400 yılı boyunca aktif bir şekilde kullanıldı. Devletin yönetimi ve idaresi burada yapılır, eğitimler burada gerçekleşir, padişah ve ailesi burada konaklardı. Bir zamanlar içerisinde 4000’e yakın insan yaşardı. Peki, acaba bu kadar önemli bir merkezin içerisinde ne vardı? 1478’de Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştı fakat içerisindeki yapılar zamanla arttı. Toplam 4 avludan oluşan sarayın ilk avlusunda Aya İrini Kilisesi, Darphane, Fırın, Hastane, Odun Ambarı, Hasırcılar Ocağı gibi yapılar bulunuyordu. İkinci avlu devlet yönetiminin gerçekleştirildiği bölümdü. İçerisinde Divan-ı Hümayun, Adalet Kulesi, Harem Dairesi, Zülüflü Baltacılar Koğuşu, Has Ahırlar vardı. Sarayın üçüncü avlusunda (Enderun Avlusu) padişahın arz odası, Enderun Hazinesi, Has Oda ve Saray Okulu’nun yapıları vardı. Sarayın son avlusu yani dördüncü avluda ise padişahın asma bahçeleri ve köşkleri bulunurdu. Tüm bu bölümlerin içerisinde elbette görecek çok fazla tarihi eser ve yapı mevcut. Hadi gelin biraz da onlara bakalım.

Saraylar-1

Has Oda’da bulunan Mukaddes Emanetler Dairesi’nde çeşitli dinî eserler bulunuyor. Bunlardan en önemlileri; Hz. Muhammed’in hırkası, sakalı, Uhud Savaşı'nda kırılan dişinin saklandığı mahfaza, ayak izleri, mektupları, oku ve kılıcıdır. 

Sarayın Dış Hazine Bölümü’nde "Tarihî elmasların en büyük ve en meşhuru" olarak bilinen 86 karatlık Kaşıkçı Elması sergileniyor. Çevresi 49 adet çift sıra halinde iri pırlantayla süslenmiş elmas, yoğun bir ilgiyle karşı karşıya. 

Bir diğer değerli eser ise Sultan I. Mahmud'un Nadir Şah'a hediye etmek için yaptırdığı fakat Şah’ın ölümü sebebiyle Topkapı Sarayı hazinesinde korunmakta olan “Topkapı Hançeri”. Zümrüt ve elmas taşlarla bezenmiş hançer dünyanın en değerli hançeri olarak gösteriliyor. Hançerin kabzası üzerinde 3-4 milimetrelik üç zümrüt taş ve yine kabzanın en üst kısmındaki kapak üzerinde tek parça bir zümrüt taş yer alıyor.

Saraydaki bir başka kıymetli parça ise Sultan II. Mahmud’un Tahtı.  Bu saltanat koltuğu; 19. yüzyıldan kalma Avrupai tarzda tasarlanmış. Üzerinde Osmanlı devlet arması ve II. Mahmud’un turası bulunan taht göz doldurucu ihtişamıyla ziyaretçilerine açık. 

Saraylar-2

Topkapı Sarayı 3 Nisan 1924’te Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle müzeye dönüştürüldü. Cumhuriyet’in ilk müzesi unvanına sahip olan sarayı ziyaret saatleri içerisinde gezebilirsiniz. Hazır Tarihi Yarımada turunuza başlamışken, Ayasofya ve Yerebatan Sarnıcı gibi diğer önemli eserleri de görmek isteyebilirsiniz. Gezmeden önce bilgi almak için sizi Tarihi Yarımada'nın eserlerinin tanıtıldığı yazımıza da bekleriz.

Dolmabahçe Sarayı 

Osmanlı padişahı Sultan Abdülmecid tarafından 1843 yılında inşaatı başlatılan bu gösterişli sarayın yapımı tam 13 yıl sürmüş. Bu sarayın bulunduğu Beşiktaş sahil bölgesi eskiden gemilerin demirlendiği bir koy olarak kullanılırmış. Sarayın yapımından sonra padişahların dinlenme ve eğlenme yeri olarak kullanılmaya başlanmış. Ne kadar Türk yansımaları görülse de saray 19. yüzyılın yenilenme ve modernleşme etkisinde kalmış. Abdülhalim Bey, Altunizade İsmail Zühtü Paşa, Karabet Balyan, Ohannes Serveryan, Nikoğos Balyan ve James William Smith gibi mimari alandaki ünlü isimlerin yapımında görev almasıyla yeni görünümüne kavuşmuş. Sarayın iç ve dış süslemeleri geleneksel çizgiden çok fazla çıkmadan batılı tarzda tasarlanmış.

Saraylar-3

Hadi gelin biraz da sarayın iç yapısından bahsedelim. Saray üç bölüme ayrılıyor; devletin yönetim işlerinin yürütüldüğü “Mabeyn-i Hümâyûn” (Selamlık), padişah ve ailesinin özel yaşamına ait “Harem-i Hümâyûn” (Harem), bu iki bölüm arasında kalan ve padişahın önemli devlet törenleri için ayrılan “Muayede Salonu” (Tören Salonu). Toplamda 285 odası, 44 salonu, 68 tuvaleti ve 6 hamamıyla Dolmabahçe Sarayı, Türkiye’deki en büyük sarayların arasında yer alıyor.

Saraylar-5

Hilafetin kaldırılmasıyla Abdülmecid’in sarayı terk etmesinden sonra burası belirli bir süre sadece yabancı konukların ağırlanması için kullanıldı. Cumhuriyet döneminde Mustafa Kemal Atatürk burayı İstanbul ziyaretlerinde ikametgâh olarak kullandı. 71 numaralı odada konaklayan Atatürk, son nefesini burada verdi. Günümüzde bu oda hâlâ ziyarete açık. Atatürk’ün üzerinde gözlerini yumduğu yatağını, banyosundaki havlularını ve eşyalarını görmek mümkün. Atatürk’ün ardından cumhurbaşkanlığı döneminde İsmet İnönü de burada konaklamış. 1984 yılından beri müze olarak sergilenen sarayı ziyaret günleri ve saatleri içerisinde görebilirsiniz. 

Beylerbeyi Sarayı 

Sultan Abdülaziz tarafından 1861-1865 yıllarında daha önce çıkan bir yangın sebebiyle yeniden inşa ettirilmiş olan saray, iki katlı bir yapıdır. Saray; Harem (kuzey bölümü) ve Mabeyn-i Hümayun (güney bölümü) dairelerinden oluşur. Üç adet girişi, altı büyük salonu, 24 odası, 1 hamamı ve 1 banyosu ile oldukça büyük bir yapıdır.

Saraylar-6

Zamanında yabancı devlet başkanlarının ve önemli misafirlerin karşılanması için konuk evi olarak kullanılmış. 3. Napolyon’un karısı Eugénie, İran Şahı Nasrüddin, Macaristan İmparatoru Franz Joseph, İran Şahı Rıza Pehlev gibi önemli isimler burada ağırlanmış. Hatta Balkan Oyunları Festivali için Atatürk de burada bir gece konaklamış. Üsküdar’da boğaza nazır bu muhteşem saray görülmeye değer. 

Çırağan Sarayı 

Beşiktaş’ta boğazın yanı başında tüm güzelliğiyle kendisine hayran bırakan sarayda geçmişte padişahlar yaşardı. Peki sizce bu sarayın ismi nereden geliyor olabilir?

Saraylar-7

Lale Devri’nde mum ve kandil ışığında yapılan gece eğlencelerine “Çırağan” denirdi. Sarayın olduğu yerde ve etrafında bu tarzda eğlenceler yapıldığı için saraya “Çırağan Sarayı” denilmiş. Lale Devri’nin sadrazamı Damat İbrahim Paşa ve zevcesi Fatıma Sultan tarafından yaptırılmış. Sultan I. Mahmud, III Selim ve Sultan Abdülmecid tarafından çokça restore edilen saray günümüzde beş yıldızlı otel olarak kullanıma açılmıştır. 

Saraylar-8