Kültür Seyahat

2 Eylül 2020
80 Günde Devr-i Âlem 

Fransız yazar ve hayalperest Jules Verne’in unutulmaz eseri “Seksen Günde Devr-i Âlem” 1873 yılında yayınlandığında uçaklar bir yana henüz otomobil bile icat edilmemişti. Günümüzde kitapları film ve dizilere konu olmaya devam eden yazarın eserleri arasında yer alan “Dünya’nın Merkezine Yolculuk”, “Denizler Altında Yirmi Bin Fersah” ve “Esrarlı Ada”nın ortak noktası ise her birinin macera dolu bir yolculuktan bahsetmesidir. 

“Seksen Günde Devr-i Âlem”de de hikâyenin kahramanı Phileas Fogg, yardımcısı Jean Passepartout ile Londra’dan yola çıkarak 80 günde dünyanın çevresinde yolculuk edilebileceğini kanıtlamak için iddiaya girer. Romanda anılan noktaların tamamını global ticaret ve turizm rotalarındaki önemlerinden dolayı seçmiştir. Aradan geçen zaman içinde bu kentlerin ekonomik ve turistik önemlerini korumaya devam ettiklerini görüyoruz. Gelin, artık çok daha kısa sürede gerçekleştirebileceğimiz bu yolculuğun izini sürelim. 

Londra

Hikâyeyi takiben yolculuğumuzun başlangıç ve bitiş noktası olan Londra, tarih boyunca pek çok ünlü yazara ilham kaynağı oldu. Bu yazarlardan biri olan J.K Rowling, Harry Potter serisini Manchester’dan Londra’ya yaptığı tren yolculuklarından birinde kaleme aldı. 

Paris

Paris, günümüzde “Paris, Seni Seviyorum” ve “Paris’te Gece Yarısı” gibi aşk ve nostalji filmlerinin vazgeçilmez şehri olmaya devam ediyor. Victor Hugo’nun “Notre-Dame’ın Kambur” ve “Sefiller” kitapları da Paris ile özdeşleşen eserler arasında gösteriliyor. 

Mumbai

Yolculuğunun Avrupa ayağından sonra Süveyş Kanalı’nda geçerek Bombay’a, bugünkü adıyla Mumbai’ye ulaşan romanın kahramanları, buradan Güney Asya ülkelerine doğru uzun bir tren yolculuğuna çıkar. Mumbai, günümüzde Hint film endüstrisinin merkezi Bollywood’a ev sahipliği yapıyor ve yılda bini aşkın film üretiyor. 

Hong Kong

Uzak Doğu ve dövüş sporlarını konu alan filmlerinin tercih edilen lokasyonlarından Hong Kong, gökdelenler arasında kalan büyük-küçük tarihi yapılarıyla kendine has bir atmosfere sahip. Bruce Lee’nin oynadığı son film “Ejder Kalesi” (Enter the Dragon) de Hong Kong ve çevresinde çekildi.

Şanghay

Fogg ve yardımcısı Passepartout’un dünya yolculuğunda Hong Kong’tan sonraki durak olan Şanghay, günümüzde global bir finans merkezi ve çok fazla göç alan bir yer olarak biliniyor. J. G. Ballard’ın sinemaya uyarlanan ödüllü romanı “Güneş İmparatorluğu” (Empire of the Sun)’nun hikâyesi de tarih boyunca ticaret limanı olarak gelişen şehirde geçiyor.

Yokohama

Jules Verne’in kahramanlarının Asya kıtasındaki son durağı Japonya’dır. Buharlı vapurla Şanghay’dan bugün ülkenin en kalabalık şehri Yokohama’ya varırlar. “Bir Konuşabilse…” (Lost in Translation), “Godzilla” “Tokyo Sonata” gibi klasikleşen filmlere ev sahipliği yapan başkent Tokyo’ya yarım saatlik mesafedeki Yokohama’nın ardından kahramanlarımız Kuzey Amerika’ya geçerler.

San Francisco

Golden Gate Köprüsü, yokuşlu yolları ve dünyanın en çevre dostu şehirlerinden biri olarak tanıdığımız San Francisco, Philip K. Dick’in beyaz perdeye “Bıçak Sırtı” (Blade Runner) olarak adapte edilen başyapıtı “Android'ler Elektrikli Koyun Düşler mi?” adlı kitabının ilham kaynağı olur. 

New York

Kahramanlarımızın ABD serüveni San Francisco’dan başlayıp New York’ta sona erer. J.D. Salinger’ın “Çavdar Tarlasında Çocuklar”ından F. Scott Fitzgerald’ın “Muhteşem Gatsby”sine ve Ralph Ellison’ın “Görülmez Adam”ına New York, kurgu ve gerçek pek çok hikâyenin çıkış noktasıdır. Superman’in şehri Metropolis ve Batman’ın evi Gotham City’nin de New York’tan esinlenilerek tasarlandığı biliniyor.