Kültür Seyahat

7 Ekim 2021

Her şey 2014’ün Eylül ayında başladı. Bir senelik Çek Cumhuriyeti Erasmus eğitimim yani. 

Erasmus... Herkes olabildiğince hızlı bir şekilde birbirleriyle kaynaşmaya, yeni kültürler tanımaya ve anlamaya çalışıyor. Bir yandan okul ve yurt işleri bir yandan da şehre ve insanlara alışma süreci derken benim zamanım da oldukça yoğun ve hızlı geçiyor. Derken daha 2. hafta bitmeden facebooktan bir mesaj alıyorum. Ukraynalı Kosty (daha tanışalı bir hafta olmuş) ‘‘Gelecek hafta 5 kişi Viyana’ya gideceğiz sen de gelmek ister misin?’’ diye soruyor. Dedim soru mu bu? Tabii ki gelirim. 

1

*Tavsiye 1: Öyle her teklife direkt atlamayın. Bir düşünün.

Eylül’ün sonuna doğru planlar yapılıyor. Nasıl gideceğiz, nerede kalacağız vs. bunları ayarlıyoruz. Acemilik hat safhada tabi çünkü resmi olarak yurtdışındaki ilk gezim. Bu arada gelecek insanların sayısı da devamlı değişiyor. En son sayıyı dörde sabitledik. Kosty, birisi Estonyalı birisi Rumen iki kızla ben. Tartışmalı geçen planların ardından otobüsle gitmeye karar verdik. Cumartesi erkenden gideceğiz bir gece hostelde kalıp Pazar gece döneceğiz. Toplamda 2 tam günümüz var yani. Student Agency adında muazzam bir otobüs firması var. Avrupa’nın çoğu şehrine de makul fiyatlarda seferleri oluyor. Biz bileti almakta geciktiğimiz için en kötü saatlere boş yer kalıyor. En son Cumartesi sabahı 2.45’e biletlerimizi alıyoruz. Kişi başı 300 kron yani 30TL’ye falan denk geliyor. Şimdi kurlar baya yükseldi gerçi ama olaya bak 30 liraya ülke değiştiriyoruz! İstanbul’dan Ankara’ya bile otobüsler 60-70 lira arasıydı o zamanlar. Bu arada sabahın beşinde Viyana’da olacağız ve o saatte ne yapacağımızı kimse sormuyor. Çünkü Viyana’ya gidiyoruz, genciz ve heyecanlıyız. Brno’nun merkezinde Grand Hotel var. Student Agency’nin kalktığı duraklar da hemen orada. Otobüs saatinden yarım saat önce orada buluştuk, otobüs geldi ve ‘ilk’ yurt dışı seyahatim başlamış oldu. 

*Tavsiye 2: Seyahat ettiğiniz şehirde ineceğiniz ilk nokta ile kalacağınız yer arasındaki ulaşımı seyahate başlamadan ezberleyin. Ben yolu biliyorum zaten diyen arkadaşlarınıza kulak asmayın. Tedbirinizi alın.

Arkadaşlar Viyana soğuk. Daha sonra yılbaşında da Viyana’ya gittim o zamanki soğuğu anlatamam ama Viyana Eylül ayında bile soğuk.

27 Eylül saat 5 civarı. U2 Stadion’da iniyoruz. Hava zifiri karanlık. Metro seferleri başlamamış. Gideceğimiz hostel araba ile yaklaşık 25dk mesafede. Biz bunu tabii ki o anda bilmiyoruz. Neden? Çünkü yukarıda verdiğim ikinci tavsiyeyi daha deneyimlememiştim. Ukraynalı ‘ben yolu biliyorum, yürüyerek gidebiliriz’ dedi. Yeni yerler görmenin heyecanıyla biz de ‘tamam yürüyelim daha iyi olur’ diyerek yola çıktık. Viyana çok güzel bir şehir. Hatta Avrupa’nın en yaşanabilir şehirlerinden birisi bana göre. Harika mimari yapılar, parklar, sanat kokan sokaklar, galeriler... Her döndüğümüz köşede karşımıza çıkan sokağa ya da binalara hayran hayran bakarak yürüyoruz. Bir yandan fotoğraflar çekiyoruz, bir yandan getirdiğimiz yiyeceklerle kahvaltımızı yapıyoruz. Şehir yavaş yavaş uyanmaya başlıyor. Tuna nehri kıyısına geliyoruz. Bir süre burada fotoğraf çekip, muhabbet ediyoruz. Yürüdükçe şehrin içinde gizli cennetler keşfediyoruz. Şehrin güzel yanı yürüyerek bir uçtan diğer uca rahatça gidebilirsiniz. Kötü yanı ise bu alan içerisinde o kadar harika yapılar var ki hepsine tek tek girip bakmak istiyorsunuz. Tabi bizim böyle bir zamanımız yok, paramız da.. 

2
Kesinlikle Gidilmesi Gereken Yerler

1-) Hofburg Palace

2-) Schönbrunn Palace and Gardens

3-) St.Stephen’s Cathedral and StephansPlatz

4-) Belvedere Palace

5-) Sanat Tarihi Müzesi

6-) Viena State Opera House (Opera Sevenler için)

Zamanımız Bol Daha Çok Yer Görmek İstiyoruz Diyenlere

1-) Museum Quartier

2-) Butterfly House

3-) Rathausplatz

4-) Parlament

5-) Hundertwasser Evi

6-) Kunst Haus

 

Huzeyfe Kurt