Kültür Seyahat

19 Ağustos 2022

Tarihin üzeri, zaman ilerledikçe bir örtüyle örtülüyor adeta. Hatta bazen yıllarca ayakta kalmış ve imparatorların bizzat yaşadığı bir mekân olmuş bir sarayın üzeri, örtülerden ziyade binalarla kapanabiliyor. Sonrası kalıntılar aracılığıyla bulduğumuz bilgiler ve bizi hayrete düşüren bir tarih oluyor. Gizli kalmış öyle çok yapı mevcut ki. İstanbul da bu yapılara ev sahipliği yapan en önemli şehirlerden biri. İstanbul’un yeraltında Bizans, Roma, Latin ve elbette Osmanlı döneminden izler taşıyan pek çok yapı bulunuyor. Bugün de sizlere sahip olduğu tarihiyle büyüleyici bir gezi deneyimi sunacak olan bir yapıdan, İstanbul’un gizli hazinesi Palatium Magnum’dan bahsetmek istiyoruz.

saray 1

Palatium Magnum ya da diğer bir adıyla Mega Palation “Büyük Saray” anlamına geliyor. İstanbul’un “Kutsal Sarayı” olarak da bilinen bu tarihî saray, güneydoğuda ve şimdi "Eski İstanbul" diye adlandırdığımız yarımadada yer alıyor. Tam olarak sarayın yerini tarif edecek olursak eğer; günümüzde Four Seasons Hotel olarak hizmet veren Tarihi Sultanahmet Cezaevi’nin aşağısında ve deniz surları arasında eğimli bir alanda bulunuyor diyebiliriz. Burası bir zamanlar Bizans İmparatorluğu’nun saray kompleksiydi. Kentin yeniden yapılandırıldığı Bizans Dönemi’nde I. Konstantinus tarafından 330 yılında inşa edilen saray, 330 yılından 1081 yılına kadar Doğu Roma ve Bizans imparatorlarının esas kraliyet ikametgâhı olarak hizmet verdi. Ayrıca 690 yılı aşkın bir süre boyunca da İmparatorluk yönetiminin merkeziydi. Günümüzde bu sarayın hayatta kalan kısımlarının birkaç kalıntı ve parçadan; ve sarayın temelinden ibaret olduğunu söyleyebiliriz. Duvarlarla çevrili olan büyük saray üç ana teras üzerinde konumlanmış durumdaydı. Sarayın, bir zamanlar yabancı elçilerin ağırlandığı Magnaura Sarayı’nın bir parçası olduğuna yönelik tahminler de var.

Palatium Magnum, geride bıraktığı kalıntılardan ve mozaiklerden ibaret olmadığı ve tamamen ayakta olduğu dönemde, Bizans İmparatorluğu’nun zenginliğini sahip olduğu mimarisiyle belli ediyordu. İçerisinde muazzam bir taht odası, kilise, okul, kütüphane, hamam ve taç giyme salonu gibi alanlar mevcutken, dışında teraslı bahçesi yer alıyordu. Sarayın dekorasyonu ise etkileyici mermerler, heykeller ve altıncı yüzyıl yapımı mozaiklerden oluşuyordu. Bu mozaikleri bugün gömek isterseniz, Arasta Pazarı içerisinde yer alan Büyük Saray Mozaikleri Müzesi’nde bulabilirsiniz. Sarayın en eski kısmı Daphne Sarayı’ydı, bu saray bir zamanlar Sultanahmet Camii’nin yer aldığı alanda bulunuyordu. Sarayın ana girişinde bronz kapılardan oluşan Halki Kapısı (Khalke) yer alıyor. Bu kapı bir zamanlar Büyük Saray ile Augusteion Meydanı arasında bir nevi hol görevi görüyormuş. Büyük Saray’ın mimarisinin Roma tarzına benzediği düşünülüyor; sarayın Romalı imparatorları da ağırladığını düşünürsek bu çok olağan.

saray 2

Sarayın kalıntılarının nispeten sınırlı olduğunu söylesek de esasen burada görecek çok fazla şey var. Osmanlı Dönemi’nde de önemini koruyan Büyük Saray’ın kalıntıları üzerine, bu dönemde yeni başlayan yapılaşma sebebiyle binalar, evler ve Sultanahmet Camii inşa edilmiş. Haliyle saray o zamanlarda adeta tarihe karışmış. Sarayın yeraltında gizlenmiş bir hazine olduğunu söylememizin sebebi tam da bu aslında. Yirminci yüzyıla kadar burada kazı çalışmalarına bir süre hiç ilgi gösterilmemiş ve bizlere oldukça köklü bir tarihi sunacak olan ilk kazılar ancak 1921 – 1923 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş. İlk olarak Mangana Sarayı’nda yapılan kazılar bir süre yarım kaldıktan sonra devam etmiş. Kazılar gitgide derinleşmiş ve daha büyük bir alana yayılarak ilk olarak sarayın sütunlu bir avlusunun ve onun bitişiğinde yer alan yapıların bazı kısımlarının bulunmasına sebep olmış. Ayrıca üst kotlarda yapılan kazı çalışmalarında, tarihi Geç Osmanlı Dönemi’ne kadar uzanan duvar parçaları ve su sistemleri keşfedilirken; alt kısımlarda ise yine Bizans Dönemi’ne ait yapı kalıntıları (Senato Binası) tespit edilmiş. Arasta Çarşısı’nda da kazılar yapılmış; bu kazılar sonucunda güney batı binalarından birinin bir kısmı ortaya çıkmış.

Sarayın kazılar sonucu bulunan mozaik zemininin olduğu bölge 1983 – 1997 tarihleri arasında restore edilip müze haline getirilmiş; burası yukarıda da bahsettiğimiz gibi mutlaka görülmeye değer Büyük Saray Mozaikleri Müzesi. Bu müzeyi ziyaret ettiğinizde mozaikler aracılığıyla o dönemin toplum yaşayışına dair pek çok bilgi edineceğinize şüphe yok. Sanat eseri niteliğindeki mozaikler, manzaralardan köylülerin hayatlarına, vahşi hayvanlardan avcıların kahramanlıklarına kadar pek çok konuyu tasvir ediyor ve bu konuları günümüze taşıyor. Müzede dikkatimizi çeken önemli bir nokta ise mozaiklerin varlığı kadar yokluklarının da bize çok şey anlatıyor olması. Mozaiklerin sayıca az olması aslında, sarayın günümüze ulaşamamış ve hâlâ eksik olan kısımlarını bizlere yansıtıyor. Burada gezerken var olmayan mozaikleri hayal gücümüzle tamamlayıp tarihin büyük resmini ve Bizans toplumunun yaşayış şeklini gözümüzün önüne getirebiliriz. 

Tarihi binalara, Bizans ve Osmanlı tarihine ya da kısaca tarihe merakınız varsa, sizleri geçmişe götürecek ve adeta Bizans İmparatorluğu döneminde ufak bir gezintiye çıkaracak olan bu Palatium Magnum’u görmeden geçmeyin deriz. Şimdiden keyifli geziler!

saray 3